Burak Özdemir yazdı
Hep söylüyoruz: 103 yıl önce ilan edilen cumhuriyet büyük bir tarihsel ilerlemeydi. Saltanatı ve hilafeti ortadan kaldıran, laiklikle buluşan, kadınlara önemli haklar tanıyan bu cumhuriyet önemli bir devrimdi. Devrimlere saygı duymamak, burun kıvırmak devrimcilerden uzak dursun. Kuşkusuz her devrimin sınıfsal bir karakteri de vardır. Devrimler eksiği ve artısıyla değerlidir her daim.
1923 Cumhuriyeti, çağdaş uygarlığı hedefliyordu. Aydınlanma, bağımsızlık bayrağında yazılıydı 1923 Cumhuriyetinin. Epeyce yol da alındı. Lakin özellikle 1945’den itibaren cumhuriyet kemirilmeye maruz kaldı. 1923’de yolculuğa başlarken bayrakta yazılı değerler aşınmaya, giderek terk edilmeye başlandı. 12 Eylül darbesi bu süreci hızlandırdı. AKP iktidarı da zayıf düşmüş Laik Cumhuriyete son darbeyi vurdu. Bugün cumhuriyet kağıt üstündedir. Acı gerçek budur.
Peki, cumhuriyet nasıl cumhuriyet karşıtlarının eline düştü?
Çalınan cumhuriyeti nasıl geri alabiliriz?
Cumhuriyetçi olan herkesin üzerine düşünmesi ve yanıtlaması gereken sorulardır bunlar. İşin kolayına kaçmadan ve gerçeğe saygımızı yitirmeden yapmalıyız bunu.
Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesi olmak gibi soylu bir hedefle çıkmıştı yola. Ancak kimsesizlerin sırtından geçinen, kimsesizlerin yoksul ve cahil kalmasında çıkarı olan büyük toprak ağalarının egemenliği kırılamadı. Toprak reformu yapılamadı. Bu, cumhuriyetin halkçılık ilkesine büyük zarar verdi. Cumhuriyetin ilk yıllarında nüfusun önemli bir çoğunluğunun kırsalda yaşadığı ve köylü olduğu göz önüne alındığında, kırsal yaşamdaki toprak ağalarının iktisadi ve ideolojik egemenliği alt edilmeliydi. Sömürücü sınıflarla hesaplaşamayan bir devrimci cumhuriyetin gerileme ve tıkanma sürecine girmesi kaçınılmazdı.
Cumhuriyetin gerileme süreciyle, sömürücü zengin sınıfların çıkarları arasındaki yakın bağlantıyı kavramak zorundayız. Emekçi tabakaları sömürerek ve yoksullaştırarak zenginleşen sermaye gruplarının laikliğe ihtiyacı olamaz. Onların ihtiyaç duydukları cemaatleşen bir toplum yapısıdır. Holdinglerin bağımsız ülke gibi bir kaygıları olamaz. Onların ihtiyaç duydukları çıkar ve kader ortaklığı yaptıkları emperyalist merkezlerle olan işbirliğidir. Bakmayın reklamlarıyla gözlerimizi boyamaya çalışmalarına, onların sınıfsal çıkarları gereğince cumhuriyete değil monarşiye, tek adamlara ihtiyaçları vardır. Unutmayalım, ekonomik ve sosyal eşitsizliğin hüküm sürdüğü yerde cumhuriyet nefes alamaz.
Geçmişin egemen sınıflarını oluşturan toprak ağaları tasfiye edilmeden, yani bu kesimlerin toprakları devletleştirilmeden cumhuriyet ilerleyemezdi. İlerleyemedi de. Geçmişi tartışmak bir noktadan sonra anlamsız. Bugüne bakmalıyız. Ders çıkarılmalıyız geçmişten. Bugünün egemen sınıfları olan holdinglerle, büyük sermaye gruplarıyla hesaplaşmadan Cumhuriyeti kazanamayız tekrar.
Cumhuriyetin önemli bir ilkesi de devletçilikti. Özelleştirmelerle, kamu işletmelerinin satılmasıyla cumhuriyetin altının fena halde oyulduğu açıktır. Hem özelleştirmeci hem cumhuriyetçi olunamazdı yani. Eğer ki cumhuriyetçilik devletçilik ise, cumhuriyetçilerin baş gündemi tüm holdinglerin devletleştirilmesi olmalıdır. Cumhuriyet ancak böyle kazanılabilir ve ancak bu şekilde kimsesizlerin kimsesi olabilir.
Holdingleri devletleştirmeyi, tarikatları dağıtmayı açıkça hedeflemeyen çevrelerin cumhuriyet savunusu gerçekçi de olamaz samimi de olamaz.
Yaşasın cumhuriyet. Yaşasın emeğin cumhuriyeti.