Burak Özdemir yazdı

Günümüzün biricik devrimci sınıfı işçi sınıfıdır. Denebilir; işçi sınıfı mı kaldı diye! Gerçeklikten kopmadıysak şayet, apaçık ortadadır ki, işçi sınıfı nüfusun çoğunluğunu oluşturmaktadır. İşçi sınıfının tanımını unutursak her şey birbirine karışır ve bulanıklaşır. İşçi sınıfının ortak paydası; üretim ve hizmet araçlarından yoksun olması, emek gücünü ücret karşılığında patronuna satması, yani ücretli emek sömürüsüne maruz kalmasıdır. Sözü edilen emek gücü bedensel de olabilir, zihinsel de; fark etmez. Sektörler farklı olsa da, patronun sömürüsü altında çalışan kesimdir işçi sınıfı.

Peki, devrimciliği nereden gelmektedir işçi sınıfının? Gözlerimizi hayata çevirdiğimizde apaçık görürüz aslında gerçeği. Kullandığımız, yararlandığımız tüm mal ve hizmetler neredeyse işçi sınıfının eseri değil midir? Yaşamdaki zenginliği kolektif olarak üretenler işçilerdir. Ekonomide ortaya konan zenginlik toplumun çoğunluğunu oluşturan işçiler tarafından beraberce üretilmekte, buna karşılık üretilen zenginlik üretim araçlarının sahibi olan küçük bir azınlık tarafından sahiplenilmektedir. Temel çelişki de buradadır zaten.

İşçi sınıfının üretimden gelen bir gücü vardır. O güç devreye girdiğinde, işçi sınıfı üretimi durdurduğunda hayatın duracağını pekala biliriz! Ve işçi sınıfının özel çıkarları yoktur. Sınıfın kurtuluşu tek tek işçilerin kurtuluşundan geçmez, sınıfın kurtuluşu işçilerin kurtuluşunu getirecektir. Velhasıl kurtuluş kolektiftir, yani birliktedir. İşçi sınıfının kurtuluşu da, üretim araçlarında özel mülkiyetin devletleştirilmesini, başka deyişle toplumsal mülkiyete dönüştürülmesini zorunlu kılar. İnsanlığın kurtuluşu da buradan geçmektedir zaten. Bu nedenle, işçi sınıfının kurtuluşu insanlığın kurtuluşunun önünü açacaktır.

İşçi sınıfı devrimci sınıftır, diyoruz. Peki, kimi devirecektir işçi sınıfı? Üretim araçlarına sahip olan, bu nedenle, işçilerce üretilen zenginliğe el koyan, işçi sınıfını sömüren kapitalist sınıfı. Kim mi onlar? Bir avuç holding. Ekonomik olarak iktidarda olan holdingler doğal olarak siyasi iktidara da sahiptir. Siyasi iktidarın sahibi holdingler, kapitalist düzenin devamını savunan partileri eliyle yönetmektedir toplumu. Üretim araçlarının özel mülkiyetini savunan, holdingleri devletleştirmeyi amaçlamayan partiler yönettiği müddetçe kapitalist sınıf iktidardadır. İşin can alıcı noktası da burasıdır zaten. Holdingleri devletleştirmeyi amaçlayan, işçi sınıfının patron sınıfı tarafından sömürüsüne son vermek isteyen siyasal partiler yönetime gelmediği müddetçe işçi sınıfı iktidarda değil demektir.

İşçi sınıfı sömürüsünün son bulması, sınıfın yoksulluktan kurtulması ancak, ülkenin kaymağını yiyen; ülkeye ve cumhuriyete savaş açmış holdinglerin devletleştirilmesinden geçer. İşçi sınıfı iktidarının ilk görevidir bu. Ülkenin aydınlık yarınlarının da başlangıç noktasıdır.

İşçi sınıfı yeni bir ülke ve dünya yaratacak sınıftır. Yeter ki, işçi sınıfı, kendisine bunu unutturmaya çalışan siyasetlerden uzak dursun. Kendisini sömüren düzeni değiştirmeyi hedefleyen siyasete omuz versin, katılsın. Kapitalist düzeni değiştirme iradesi olmayan siyasetlerin ya da kimselerin işçi sınıfının gerçek çıkarlarıyla ilgisi olamaz. Tablo ortada değil mi zaten! Unutmayalım; kapitalist düzeni savunan, holdingleri ülkenin kalkınmasının güvencesi gören siyasi partiler işçi sınıfının sahte dostları olabilir ancak.

Madem üreten sınıf işçi sınıfı; yöneten sınıf da o olmalıdır. İşçi iktidarı, kapitalist sınıfın ve onların siyasal partilerinin iktidardan indirilmesidir. Bu da, kapitalistlerin zenginliğine el konulması, yani devletleştirilmesidir. Devrim de diyebiliriz.

Başka kurtuluşumuz var mı sizce?