Özellikle yabancı dille eğitim vermeyen fakültelerde, yalnızca SCI kapsamındaki yayın sayısı, Q sınıflandırmasındaki yayın performansı, H-indeksi ve proje çıktıları esas alınarak yabancı uyruklu akademisyen istihdam edilmesi, Türk yükseköğretim sistemi açısından çok vahim bir durumdur.
Üniversitelerin uluslararası sıralamalardaki yerini yükseltmek amacıyla, yalnızca bibliyometrik göstergeleri yüksek yabancı akademisyenlerin transfer edilmesi; Türk akademisyenlerinin yıllardır içinde bulunduğu ekonomik ve bilimsel koşullar göz ardı edildiğinde, doğru bir yükseköğretim politikası olarak değerlendirilemez.
Bugün ülkemizde görev yapan çok sayıda akademisyen; yetersiz araştırma bütçeleri, sınırlı proje destekleri ve ekonomik kaygılar nedeniyle sahip olduğu bilimsel potansiyeli tam anlamıyla ortaya koyamamaktadır.
Eğer amaç dünya üniversiteleriyle rekabet edebilmekse, öncelikle bilimsel araştırma fonları artırılmalı, laboratuvar ve araştırma altyapıları güçlendirilmeli, proje destekleri genişletilmeli ve akademisyenlerin ekonomik kaygıları azaltılmalıdır. Kalıcı başarı ancak bu şekilde sağlanabilir.
Bunun yerine, sadece yayın sayısı ve H-indeksi yüksek yabancı akademisyenleri transfer ederek üniversitelerin sıralamasını yükseltmeye çalışmak, sorunun özünü çözmeyen kısa vadeli bir yaklaşımdır. Asıl hedef; kendi bilim insanını yetiştiren, destekleyen ve uluslararası düzeyde rekabet edebilir hâle getiren bir yükseköğretim sistemi oluşturmak olmalıdır.
Kuşkusuz uluslararası akademisyenlerin bilgi ve deneyimlerinden yararlanılması bilimsel gelişime katkı sağlayabilir. Ancak bu süreç, Türk akademisyenlerin gelişimini ikinci plana iten değil; onları güçlendiren, bilgi paylaşımını teşvik eden ve liyakat esasına dayalı dengeli bir politika çerçevesinde yürütülmelidir.
Türkiye’nin bilimde kalıcı başarısı, şişirme istatistikler ile değil; kendi akademisyenine güvenen, onu destekleyen ve bilim üretme kapasitesini artıran politikalarla mümkün olacaktır.