Mehmet Oğuz  yaptığı açıklamada  şu ifadeleri kullandı:

“Ne yazık ki, ülke gündemi yine şehit haberleriyle yangın yerine döndü ve boyasız badanasız yoksul evlerine ölüm haberleri ulaştı. Yurdumuzda ve tüm dünyada barışın ve kardeşliğin egemen olduğu bir hayat olmasını diliyor ve  Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi  yaşasın “yurtta barış  dünyada barış” sözünün koşulsuz amasız/fakatsız gerçekleşmesi için üzerimize düşeni yapacağımızın bilinmesini istiyoruz.

Buradan bir kez daha Terörü lanetliyor şehitlere rahmet diliyor başta aileleri olmak üzere tüm ülkemize başsağlığı diliyoruz. “

SEFALETİ KABUL ETMİYORUZ!

İktidar ve ortakları önceki bütçe dönemlerinde olduğu gibi, bu ülkenin emekçisine, emeklisine, dar gelirlisine ve üretim ekonomisine kaynak ayırmadığı, ancak bir servet transferi olan kur korumalı mevduat sistemine ve diğer faiz ödemelerine, yandaşa kaynak aktarmak için icat ettikleri kamu özel işbirliğiyle yapılan yola, köprüye, açıldığından bugüne kadar tek bir uçağın inmediği hava meydanlarına bütçenin yarısından fazlasının ayrıldığı, vergi teşvik ve istisnaları yoluyla sermayeye devasa kaynak aktarımlarının yapıldığı 2024 yılı bütçesini Meclisten geçirerek uygulamaya koydular.

2024 yılı bütçesiyle iktidar kendi yandaş olan inşaat şirketlerine ve büyük sermaye gruplarına devasa kaynak aktarırken, sebebi oldukları ekonomik krizin faturasını yine bu ülkenin açlıkla imtihan ettikleri yoksullarına kestiler.

Nazilli’de motosiklet cipe çarptı Nazilli’de motosiklet cipe çarptı

YOKSULLUK GÜVENCESİZLİK KADERİMİZ DEĞİL!

Uygulanan ekonomik politikalar ile ekonomik kriz her geçen gün daha da derinleşiyor. Krizin faturası biz emekçilere kesiliyor. 10 milyon asgari ücretli açlık sınırının altında milyonlarca emekli 7.500 TL maaş ile bu krizde yaşamını idame ettirmeye çalışıyor. KESK olarak, BES olarak her alanda söyledik, yine söylüyoruz; bizlere dayatılan ekonomik model sermayenin istediği modeldir. İşçiye, emekliye kamu emekçilerine sefaletten başka bir şey getirmiyor. Temel kazanımlarımız her geçen gün yok oluyor. Vergi adaletsizliği derinleşiyor. Bütçenin aslan payı sermayeye, patronlara ayrılıyor. Güvencesiz istihdam ve gelir adaletsizliği her geçen gün daha fazla dayatılıyor.

TÜİK tarafından açıklanan resmi enflasyon verileri kamu emekçileri başta olmak üzere, işçiler, emekliler ve halkta hiçbir karşılık bulmuyor. TÜİK eliyle %37,5 olarak açıklanan ikinci altı aylık enflasyon rakamları cebimizden çok daha fazlası ile çıkarken, bizlere zam adı altında lütuf gibi verilerek gerçek enflasyon rakamları aşağıya çekilmekte, emeği ile geçinen bizler bir kez daha sefalete mahkum edilmekte ve sermaye kollanmaktadır. “Ekonomimiz büyüyor” diyenlere sesleniyoruz, büyümeden payımızı istiyoruz.

Yoksulluk sınırının 50.000 TL olduğu ülkemizde kamu emekçileri ve emeklilerinin sefalete itilmesini kabul etmiyoruz, Maaşlarımıza gerçek enflasyon oranında ek zam yapılmasını birinci vergi diliminin %15’ten %10’a düşürülmesini, yoksulluk sınırına kadar olan maaşlardan yapılan kesintinin birinci vergi diliminde sabitlenmesini, Temel tüketim mallarından alınan KDV’nin kaldırılmasını talep ediyoruz

Bilindiği üzere kısa bir süre önce İstanbul’a taşınan BDDK personeline ayda 45 bin lira ‘’Hayat Pahalılığı’’ tazminatı verilmesine yönelik düzenleme yasa teklifinden çıkarılarak iptal edildi. Ek tazminat düzenlemesinin gerekçesi de BDDK’nın İstanbul’a taşınmasıyla yaşam maliyetlerinin artacak olmasıydı. Büyük kentlerde yaşamanın maliyeti yoksulluk sınırının üzerindedir. Kamu emekçileri yüksek kiralar karşısında gündelik zorunlu ihtiyaçlarını dahi sağlıklı karşılayamamaktadır. İstanbul başta olmak üzere tüm şehirlerimizde yüksek kira sorunu yaşayan bütün kamu emekçilerine yaşam tazminatı olarak kira yardımı yapılması elzemdir. Bu talebimizi yineliyoruz.

İktidar ve ortakları uzun yıllardır uyguladıkları ekonomik politikalarla açlıkla yoksulluk sınırında bir yaşama mahkum ederken, bu ülkenin geleceği olan genç nesilleri de sorgulamayan ve itaat ve biat eden, bilimsellikten ve laiklikten uzak bir “eğitim” modellemesi içinde yetişmesi için her geçen gün daha fazla uğraş içindeler. Bu hususta gemi o kadar azıya aldılar ki, Milli Eğitim Bakanı Meclis kürsüsünden “sizin tarikat ve cemaat dediklerinize biz sivil toplum kuruluşları diyoruz“ diye konuşabiliyor. Evet biz bu söylemi daha öncede çok duymuştuk. O zamanlar iktidar ve yandaşlarının can siperane savunduklarının bu ülkeye ve topluma nasıl ağır bir bedel ödettiğinin tanığıyız. Buradan bir kez daha söylüyoruz, laiklik ve laik eğitim bizim vazgeçilmezimizdir. Bunun için bugüne kadar verdiğimiz mücadeleyi bugünden sonrada daha da güçlü bir şekilde vermeye devam edeceğiz.

Başka ülkelerde iktidar devirecek büyüklükteki skandalların normalleştirilmesine izin vermeyeceğiz. En son Adalet Bakanı Yardımcısı Ramazan Can’ın Yargıtay binasındaki Adalet Akademisi programında Adalet Bakanlığı Görevde Yükselme Sınavı mülakatı öncesi cep telefonuna gelen referans mesajlarını yanıtlayan ve Adalet Bakanı Özel Kalemine ilettiği yaklaşık yarım saat süren mesajlaşma görüntüleri medyada yayınlandı ve Adalet Bakanı dahil olmak üzere bütün iktidar basına yansıyan bu skandal paylaşımları sahiplendi ve dahası bununun bir iletişim başarısı olduğunu söyleyecek kadar ileri gittiler. Bilindiği gibi 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda memurun vakarında bahsedilir ve devlet memurlarının kendi sınıfları içinde liyakat esasına göre kariyer yapacakları, kayırma ve iltimasa taraf olamayacakları, olanların aynı kanunun cezai hükümlerine tabi olacakları temel esas olarak belirlenmiştir. Eğer bu kanun hükümleri halen geçerliyse, buradan bir kez daha Adalet Bakanı ve Bakan Yardımcısına soruyoruz; Bakan yardımcısından referans talep edenlerin memuriyet vakarına yakışır tutum ve davranışlar sergilemediklerini ve haksızlık yapmama, adil davranma kriterlerine sahip olmadıklarını, dolayısıyla mülakatların olumsuz değerlendirilmesi gerektiği yönünde görüş bildirmiş midir? Ancak biz biliyoruz ki bu tür makamlardan gelen talepler sınav komisyonlarında referans talebi olanın lehine değerlendirilmektedir. Buradan bir kez daha söylüyoruz, mülakat uygulaması emek hırsızlığıdır ve hemen kaldırılmalıdır.

İktidarın bilerek ve isteyerek uyguladığı ve ağır bir krizin sürüklediği bu ekonomik çöküntünün sebebi biz değiliz. Bu ekonomik politikalar sonucunda kimler zengin edildiyse, bu krizin bedelini de onlar ödemelidir. Başta biz kamu emekçileri olmak üzere, kamu emeklileri ve toplumun dar gelirlileri daha fazla mağdur edilemez.

Bunun için;

-         Bütün kamu emekçilerine hayat pahalılığı tazminatı verilmesi için yasal düzenleme yapılmalıdır,

-         Ücret gelirlerine uygulanan vergi oranı %10 olarak sabitlenmeli ve temel tüketim maddelerine uygulanan dolaylı vergiler kaldırılmalıdır.

-         Emekçilerinin çalışma maliyeti olan yol ücretleri karşılanmalı ve öğlen yemekleri ücretsiz verilmelidir.

-         Ekonomik büyümeden hakkımıza düşen refah payının verilmesi için düzenlemeler acilen hayata geçirilmelidir.

Buradan bir kez daha bütün büro emekçilerini birlikte mücadele etmeye ve sendikamızda örgütlenmeye davet ediyoruz. “