(Haber: Yusufhan Toraman)
Aydın’ın Çine ve Yenipazar ilçeleri sınırlarında kalan Madran Dağı’nda, Çine Topçam Mahallesi, Yenipazar ilçeleri Paşaköy ve Karacaören Mahalleleri mevkiilerinde Akmin Endüstri Mineralleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından yapılması planlanan feldspat ve kuvars maden ocağı projesi, 24 Temmuz 2025’te ÇED incelemesine girmişti.
İncelemede Aydın Büyükşehir Belediyesi ve Aydın Su ve Kanalizasyon İşleri (ASKİ) Müdürlüğü’nce projeye çeşitli sebeplerle olumsuz raporu verilmişti.
Raporda; ağır tonajlı araçların geçeceği yolun tahrip olacağı, bölgenin 112 ve 200 metre yakınlarında köy olması, tozlanmaya bağlı çevre ve sağlık sorunları oluşturacağı, turizm potansiyeli olan bir bölge olması ve yeraltı doğal su kaynaklarına zarar vereceği sebepleri gerekçe gösterilmişti.
YENİDEN BAŞVURDULAR
Firma, aynı tesisi açabilmek adına tekrar ruhsat çıkarma girişiminde bulunarak gündeme geldi.
Bölgede feldspat ve kuvars madenciliği yapabilmek için tekrardan ÇED’e başvuruda bulunuldu.
11 Kasım 2026 tarihinde ise ÇED süreci kapsamında bölgedeki vatandaşlarla toplantı gerçekleştirilecek ve görüşleri alınacak.
Toplantı öncesi Latmos’u Koru Platformu’nun kurucusu Arkeolog Selahattin Aydın, maden ocağıyla alakalı Aydın Kulis Muhabiri Yusufhan Toraman’a açıklamalarda bulundu.
“KÖYLÜLER TOZ BULUTUNUN İÇİNDE NASIL YAŞAYACAK?”
Aydın, firmanın yeni sunduğu raporda muğlak ifadelerin bulunduğunu ve eski rapora göre hiçbir şeyin değişmediğini öne sürdü.
Raporda, gerekçe gösterilen red sebeplerine çözüm üretecek veri olmadığını ifade eden Aydın, açılması planlanan maden ocağının çevredeki yaşam alanlarına yakınlığına da dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:
“Köylerden biri 112 diğeri 200 metre mesafede. Ne yapacaklar köyü mü taşıyacaklar? Madenden çıkan tozların etki alanı kilometrelerce kare. Biz ise 200 metre gibi bir mesafeden bahsediyoruz. Şimdi köylüler bu toz bulutunun içinde nasıl yaşayacak?”
“ZEYTİN AĞAÇLARINI, FISTIK ÇAMLARINI KESECEKLER”
Madran Dağı’nın ekolojik dengesi ve canlı çeşitliliğine ilişkin de konuşan Aydın, “Bölgede agro-ekonomik dediğimiz canlı çeşitliliğiyle de alakalı bir rapor yok. Zeytin ağaçlarını, fıstık çamlarını kesecekler. Alanda yaşayan canlıların göreceği zarardan bahsetmiyorum bile ki o bölge aynı zamanda doğal güzelliği sebebiyle doğa turizmi açısından da değerli. Zaten ruhsat istenen ilk ÇED raporunda da red sebeplerinden biri buydu. Birikimsel olarak bir çevre tahribatı olacak.” dedi.
“YERELDEN DEĞİL, ANKARA’DAN ÇANTACILIK USULÜYLE İLERLİYORLAR”
ÇED raporu olumsuz sonuçlanmasına rağmen, değişiklik yapılmadan tekrar başvuruda bulunulmasını eleştiren Aydın, maden işletmeleri için ‘çok rahatlar’ diyerek uzun süredir bu işletmelerin lehine yasaların çıktığını dile getirdi. Aydın, “Ne yazık ki 2000’lerin başından bu yana madencilikle alakalı pek çok kanun değiştirildi. Tamamen madencinin lehine mevzuatlar ortaya serildi. Madenciler o kadar rahat ki, daha önce iptal kararı verilebilen maddelerle tekrardan ÇED başvurusunda bulunabiliyor. Demek ki bir yerlere güveniyor. Yerelden değil direkt olarak Ankara’dan, çantacılık usulüyle ilerliyor.” şeklinde konuştu.
SU VARLIKLARINI KORUYACAK RAPOR EKSİK
Aydın, ASKİ’nin su varlıklarını korumak amacıyla verdiği olumsuz görüşe karşılık olarak teslim edilmesi gereken ‘hidrojeolojik etüt raporunun’ eksik olduğunu dile getirdi.
“DİNAMİTİ VURDUKLARINDA TÜMÜLÜS PARAMPARÇA OLUR”
Madran Dağı’nın Latmos Beşparmak Dağları ile benzerliğine dikkat çeken Aydın, kurulacak olası bir maden işletmesinin dağdaki henüz keşfedilmemiş kaya resimlerini ve mezarları tahrip edeceği konusunda uyarıda bulundu.
Aydın, “Bunların maden açacağı yerde belki bizim keşfedemediğimiz kaya resimleri var. Orada tümülüsler var, mezarlar var, kentlerin izleri var. Dinamiti vurduklarında tümülüs paramparça olur. Eğer keşfedemediğimiz bir kaya resmi ya da mezar varsa bu hafızayı komple silmek demek.” dedi.
“SADECE DOĞAYI DEĞİL, İŞÇİNİN CİĞERİNİ ÖĞÜTÜYOR”
Aydın, maden ocağının sadece doğaya ve çevredeki köylere değil, madende çalışacak olan işçilere de zarar vereceğini söyledi. Türkiye’nin COP31 sürecine girmesiyle birlikte ‘yeşil kapitalizm’ altında işçilerin sömürüldüğünü söyleyen Aydın, maden işlenirken çıkacak gazların ve tozların silikozise neden olduğunu ifade etti.
Silikozis nedeniyle çok sayıda maden işçisinin hayatını kaybettiğinin altını çizen Aydın, maden firmalarının maliyetleri artırması sebebiyle doğayı ve işçinin sağlığını koruyacak önlemlerden kaçındığını savundu. Aydın şunları aktardı:
“Feldespat ve kuvartz madenleri sadece bölgedeki doğayı, suyu, havayı, köylüyü değil emeği de tahrip ediyor. İşçilerin ciğerlerini ciğerlerini öğütüyor bu madenler. Doğayı korumaya yönelik yapılacak her hamle de bir maliyet. İşçi sağlığını öne çıkaracaklar önlemler de maliyet kalemi olarak görülüyor.”




