banner47

Savaş nedeniyle ülkelerinde yaşayamadıkları çocukluklarını Türkiye'de mutlu geçirdiler

- İç savaş yüzünden çocuk yaşta sığındıkları Türkiye'de güvenli bir ortamda büyüyen Suriyeli Nurşen Mistikalo ve Abdulrahim Agha, aldıkları eğitimlerle yeni hayatlarını kuruyor- Üniversite öğrencisi 20 yaşındaki Abdulrahim Agha:- "Benim çocukluğum burada başladı diyebilirim. 'Bir sonraki gün yaşamaya devam edebilecek miyim' diye düşüncelerim kalmadığı için çocukluğumu burada yaşadım"- İzmir'de kuaförlük yapan 21 yaşındaki Nurşen Mistikalo:- "Burada şu an hiç yabancı hissetmiyorum. Her kurala uyuyorum. Kendimi geliştirmeye çalışıyorum"

Savaş nedeniyle ülkelerinde yaşayamadıkları çocukluklarını Türkiye'de mutlu geçirdiler
banner68

İZMİR (AA) - HALİL ŞAHİN - Ülkelerinde can güvenliği kalmadığı için aileleriyle çocuk yaşta sığındıkları Türkiye'de büyüyen ve gençliğe adım atan Suriyeliler, güvenle geçirdikleri yılların ardından yaşadıkları topraklara katkı sağlayarak yeni bir gelecek kurmak için çalışmaya devam ediyor.

Suriye'de 2011 yılında başlayan iç savaş 10 yılı geride bıraktı.

Savaşın başlamasıyla hayatları tehlikeye giren Suriyelilerin bir kısmı Türkiye'ye göç etti. Yaklaşık 10 yıldır Türkiye'de olanlardan bazıları ilk kez burada okula gitti, yükseköğrenim imkanı buldu ya da çalışma hayatına atıldı.

Küçük yaşta gelenler, can güvenliği riski yaşamadıkları, eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanma imkanı buldukları Türkiye'de gönüllerince çocukluklarını yaşadı.

- "Burası bana çok şey kattı"

İç savaşın başında ailesiyle Afrin'den önce Gaziantep'e ardından İzmir'e sığınan 21 yaşındaki Nurşen Mistikalo, AA muhabirine, 11 yaşında geldiği Türkiye'de yeni bir hayat kurduklarını anlattı.

Gaziantep'te yaşıtlarıyla oyun oynarken öğrenmeye başladığı Türkçeyi geliştirmek için Türk Kızılay İzmir Toplum Merkezinde eğitim gördüğünü, mesleki eğitim kurslarına katıldığını ifade eden Mistikalo, çalışma hayatına atılarak 4 yıldır kuaförlük yaptığını söyledi.

Çocukken ülkesinden ayrılmanın garip bir duygu olduğunu, kendilerine yardım eden iyi insanlar sayesinde çok zorluk çekmediklerini aktaran genç kadın, "İlk geldiğimizde hiç bilmediğim yerdeydim ama oradaki çocuklarla kaynaştım. Kolay uyum sağlıyordum. Aynı dili kullanmıyordum ama beden dili ile anlaşıyorduk. Onları çat pat anlıyordum. Onlar sayesinde Türkçeyi öğrenmeye başladım." diye konuştu.

Mistikalo, annesi ve ablasının da çalıştığını, ailesinin Türkiye'ye uyum sağlamakta zorlanmadığını ifade ederek, "Burada şu an hiç yabancı hissetmiyorum. Her kurala uyuyorum. Kendimi geliştirmeye çalışıyorum." dedi.

Suriye'de savaşın başlamasıyla çocukluğunu yaşayamadığını dile getiren Mistikalo, burada sokaklarda güvenle oynadığını, gezebildiğini, yeni yerler görebildiğini, bir çocuk olarak yapmak istediklerini yapabildiğini vurguladı.

Mistikalo, hayatını Türkiye'de düzene koyduğunu belirterek, "Türkiye'de çok şey öğrendim. Burada daha önce gezemediğim yerleri geziyorum, yapamadığım şeyleri yapıyorum. Artık kendimi buraya ait hissediyorum. Geleceğimin burada olduğunu düşünüyorum. Burası bana çok şey kattı. İyi bir kuaför olmak istiyorum. İzmir'de yaşamaya devam etmek ve kendim gibi kuaförlüğe meraklı kişileri yetiştirmek istiyorum." ifadesini kullandı.

- "Çocuk parklarına gittim"

Rakka şehrinden 2015'te gelen 20 yaşındaki Abdulrahim Agha da liseye İzmir'de başladığını, Türkçeyi de okulda öğrendiğini anlattı.

Türk arkadaşlar edindikçe dilinin geliştiğini aktaran Agha, lise sonrasında Yabancı Uyruklu Öğrenci Sınavı'na girdiğini Ege Üniversitesi İktisat Bölümüne yerleştiğini söyledi.

Agha, İzmir'de hat sanatı ve İngilizce kurslarına da katıldığını belirterek şöyle devam etti:

"Zorlandık. Dil bilmiyorduk, kültürü bilmiyorduk. Etrafımıza akrabamız da yoktu. Bunun için kendimizi yalnız hissettik. Okula başladıktan sonra Suriyeli arkadaşlarla tanıştım ve işim daha kolaylaştı. Türk arkadaşlar edindik. Çevremizde komşularımız oldu. Buranın dilini, adetini, her şeyini öğrendikten sonra buranın parçası olduk. İzmir'in bir parçası olarak hissediyorum kendimi. 6 yıl oldu İzmir'de."

Agha, zaman zaman "İyi ki de geldik" dediği anlar olduğunu dile getirerek şöyle devam etti:

"İlk geldiğimde özgürlüğüm oldu. Orada ne yaptığımızı, ne oynadığımızı bilemiyorduk. Benim çocukluğum burada başladı diyebilirim. Suriye'de savaş nedeniyle yaşayamadım. Orada istediğim şeyler olamıyordu. Buraya geldikten sonra okulum da vardı, rahat rahat yaşayabiliyorum. Korku olmadan. 'Bir sonraki gün yaşamaya devam edebilecek miyim' diye düşüncelerim kalmadığı için çocukluğumu burada yaşadım. Çok iyi Türk arkadaşlar edindim. Orada çocuk parkları yoktu. Buraya geldiğimizde çocuk parklarına gittim. Denize gidebildim. Suriye'de deniz bizden uzaktı, savaş dönemi de olduğu içi gidemedim. Denizi ilk Türkiye'de gördüm."

- Uyum politikaları ve toplumsal hoşgörü

Yaşar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı ve UNESCO Uluslararası Göç Kürsüsü Yürütücüsü Doç. Dr. Ayselin Yıldız da Suriyelilerin birlikte yaşam ve uyumu konusunda Türkiye'nin uyum politikaları ve toplumsal hoşgörünün genel anlamda başarılı olduğunu ifade etti.

Türkiye'deki Suriyelilerin yaklaşık 1,1 milyonunun 15-30 yaş arası genç nüfustan oluştuğunu aktaran Yıldız, 1,4 milyon civarında da 0-14 yaş arası Suriyeli olduğunu kaydetti.

Yıldız, çocuk ve gençlerin Türkiye'deki Suriyeli sayısının önemli bir kısmını oluşturduğunu ifade ederek, "Dolayısıyla Türkiye'de doğan ve hatta Suriye'de bulunmamış bu yüksek nüfusu da düşünürsek politikalarımızı genç nüfusun entegrasyonuna yönelik düzenlememiz gerektiği çok aşikar." dedi.

Uyum konusunda bazı sıkıntıların bulunduğunu ancak bunların birlikte yaşamı ciddi anlamda etkilemediğini belirten Yıldız şu değerlendirmelerde bulundu:

"Önemli olan bu sıkıntıları hem Türk hem de Suriyeli nüfusu çözüm süreçlerine dahil ederek ele alabilmek. Örneğin iş yaşamındaki kayıt dışı çalışmayı veya çocuk işçiliğini sadece Suriyeli topluma özgü bir sorunmuş gibi ele almak değil, yine insan hakları yaklaşımı çerçevesinde daha bütüncül bir yaklaşımla yerel toplumu dahil ederek çözümler üretmek daha anlamlı olacaktır. Uluslararası iş birliğinde ülkemize sunulan hibe desteklerini de kendi toplumumuzun hassasiyetlerini ve ihtiyaçlarını gözeterek ilgili alanlara sadece Suriyelilere özgü değil birlikte yaşamı destekleyecek projelerle desteklemek önemli."


YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER